Ülkemizi ziyaret gelen Japon başbakanından duymuştum: Nasıl güçlü bir devlet haline geldiklerini: “Biz ilkokul çağındaki çocuklarımızı alıp, daha önce atom bombası atılan ve hiç dokunmayıp bir müze haline getirdiğimiz artık ot bitmez yerleri onlara göstererek, şöyle diyoruz: Eğer çok çalışmazsanız, güçlü olmazsanız, sizden daha güçlü birileri gelir, yaşadığınız yerleri, evleri, okullarınızı kısacası her şeyi bu hale getirirler…”
Evet Japonlar; intikam yeminlerini, görünen o ki, atom bombasının binlerce mislini yapacak teknolojiye sahipken, çalışarak, sürekli üreterek, kaliteli işlere imza atıp, markalar, hem de hatırı sayılır markalar üretip, bu markaları tüm dünyaya belleterek yapmayı uygun buldular. Zira, Sony, Samsung, Toshiba, Mitsubishi… size kimi/neyi hatırlatıyor?
Geçetiğimiz günlerde; bir grup Japon araştırmacı, Himalayalar'a yaptıkları gezide, efsanevi kar adamı Yeti'ye ait olduğu öne sürülen bir ayak izi buldu. Dahası Japonya'nın Kamakura kentindeki bir cafede bulunan 'Midori-san' adlı bitkinin, 'kendi duygularını yazdığı' özel bir blogu bile bulunuyor… Böylece hava tahmini yapmayı hedeflemekteler… Yakında şarkı söyletirlerse şaşırmayalım.
Ya Çin? Çinliler ne yaptı? Onca nüfusu doyurabilmek için, başvurmadık yol, bulmadık icat bırakmadılar. Kaldı ki, Çinliler Dünya’ya filozofları ile nam salmışlarken, Çin çayından tutun da bir çok ürünleri ile gözde idiler. Eskiden Çin vazolarına değer biçilemezdi. Şimdi 2 lira odlumu alan olmuyor ama, o zamanlar , taaa uzak doğudan geliyordu vazolar ne değerliydiler! Üstelik bizden korkarak, 7000 km’ lik Çin seddini kurdukları dağlardan çıkarıyorlardı topraklarını vazoların!
Japonları saymazsak, şark kurnazlığı hakikatten de doğululara özgü bir durum. Çinliler de bir tamam uyuyor bu söze! Taklitlerle, hammadde bulmakta illegal –Köpek kemiğinden jelatin gibi-başvurdukları yollarla gelen bu başarı yadsınamaz zira. Fakat şuan geldikleri nokta alkışlanır cinsten.
Kendi taykonotlarını uzaya gönderdikleri gibi, G-20 zirvesinde ülkeler krizden kıvranırken; Çinliler anlaşmadan anlaşmaya koşuyorlar. G-2o zirvesinden, Asya Pasifik zirvesine geçerek, Afrika’dan sonra, Latin Amerika ülkelerinden Costa Rica ile serbest ticaret antlaşmasının yanında 11 anlaşmaya da imza atacaklar… Tayvan ile ilişkileri bir tamam zaten.
Tüm bunlar Çin’i kesmiyor tabii haklı olarak. İngiliz Financial Times gazetesine demeç veren Çinli general Qian Lihua, ülkesinin uçak gemisi inşa etmek istediğini de söylemiş. Gerekçe olarak ta: Şark kurnazlığı ile, Garb kurnazlığını taklit ederek, Çin'in uçak gemisine sahip olması halinde, bunun ‘sadece kendi kıyılarının savunması’ için olduğunu söylemiş. Ardından ABD ve BM yi silah satışlarını engellediği konusunda bombardımana tutmuş…
Kim ne derse desin, Çin büyüyen bir dev olma ‘hazırlığını’ aşmış durumda!
Çocukken zannederdim ki tüm milletler Türklerden oluşmuş. İlerleyen zaman bana gösterdi ki, en berbatı sevr gibi olan nice gizli, aşikar antlaşmalarla, nasılda şerha şerha bölüşmeye çalışıyordu bu benim, bizden türediğini düşündüğüm milletler, Atalarının mirasını paylaşır gibi yurdumun kuzeyini güneyini doğusunu batısını…
Tabii biz bunları zaman içinde unuttuk!...
Ne atom bombasını tehdit unsuru gören Japonya gibi olabildik nede 7000 km lik Çin seddini ‘Türklerden korktukları’ için yapan Çinliler gibi…
Hal böyle iken; merak etmekteyim: Tüm dünya’nın tabii ki bizim de atölyelerimizi taşıdığımız Çinliler için ve geleneklerine bağlı kalarak, dürüstlükleri ile markalar yaratan, teknoloji denince akla gelen Japonlar için ne düşünüyoruz?
Örneğin; amanda Çin işi Japon işi bunu yapan iki kişi tekerlemesine hala gülebiliyor muyuz?
Çinliler taykonotlarını, hem de Çince isimleri ile uzaya fırlattı. Gülebiliyor muyuz hala!
Tekerlemeye gülerken; hala bir Türk dünyaya bedeldir sözü ile övünebiliyor muyuz?
Çinliler nasılda bizden korktu da, Çin seddini yaptı peh diyor muyuz hala mesela?
Hangi dünyaya bedeliz diye düşünüyor muyuz acaba hala? Hangi dünya ya?
Ertuğrul Gazi Söğüd’ün altında kımız içmek için durmamıştı oysa!
Oysa: Adriyatik ten, Çin seddine kadar bizim olan coğrafya yı nasıl kaybettiğimizi nasıl unuttuk?
Hala tarihimizi okurken içim sızlar, Kanuni Viyana’yı hastalandığı için alamıyor ya; bende alamadık diye hastalanıyorum işte!
Ne mirasyediymişiz be!
Koca Osmanlıyı beceriksiz padişahlar kanalı ile yedik ; kala kala canını dişine taka taka savaşlar kazanan, Allah’ın bir peygamber gibi, yalnızca Türk halkına gönderdiği Mustafa Kemal ve onun değerleri katmerli silah arkadaşlarının, bize miras bıraktığı bu toprakları nasıl elden çıkarırız diye uğraşıyoruz hala…
‘İhtiyaç hasıl olduğunda icatlar parlayıverir beynin ortasında.’ Demek ki, Hazerfan için uçmak ihtiyaçmış. Ama görün bakınki: Uçağı biz icat edememişiz. Tıptaki buluşumuz çiçek aşısından öteye geçememiş, onu da İngiliz Dr. Edward Jenner’a kaptırmışız!
Halbuki; filmlere taş çıkartır cinsten her üçkağıdımız. Zavallı Alamanları her defasında afallatıyoruz. Birilerimiz yardım adı altında fenerlerini söndürdü. Bir diğerimiz kendisini posta yolu ile firar ettirdi. Şimdi bütün Dünya ne kaa! Türk’müş bunlar bee diyordur herhalde!
Zira konu ile hemfikir sözler; ‘Devletin malı deniz yemeyen keriz’ vecizesi Almanlara ait değilken,‘Bal tutan parmağını yalar’ özdeyişi İngilizlerin hiç değildi!..
Ya ; Çanakkale’de yatan şehitler Korelilerin mi? Sarıkamış’ta donarak şehit düşen 90 bin asker Fransızların mı? Ya deli Petro’dan bu yana, batılılaşmayı vird edinen, Karadeniz üzerinden batıya açılmayı hedefleyen ve doğu bloğu ülkesi iken, tek batı ülkesi sıfatı ile, batılı ülkeler sınıfında anılan Rusya’nın sönmeyen boğazlar tutkusu ABD tarihinde mi yazar?
Halen daha, Güneyi maşalar aracılığı ile parçalanmaya çalışılan ülke Suudi Arabistan mıdır?...
Pek tabii ki, hayır. Tarihin suskun çığlıklarının atıldığı bu açık müzeler, bizim müzelerimizdir. Ne zaman ders alıp, ne vakit yapılanlarla değil yaptıklarımızla övünç kaynağı olacağız? Ne zaman uyanacağız bu dem uykusundan? Bakalım…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
İzleyiciler
Blog Arşivi
Hakkımda
- Uzman
- HİÇKİMSE MİYİM, BİLMEM Kİ NEYİM ! LÜZUMUNDAN FAZLA BEYAZ..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder